Marmaris

Sigma 120-400@165mm

Advertisements

Sigma 28mm f:1.8 ile mutfakta

Uzunca bir süredir şef Didem Şenol Tiryakioğlu için fotoğraf çekiyorum. Çok keyif alıyorum ve çok şey öğreniyorum. Didem bu ay (Eylül 2012), Vogue Gurme blogda ayın konuk şefi olarak yazacak. Vogue, bu güzel haberi anasayfasında yukarıdaki fotoğrafla duyurdu. Çok sevdiğim bu fotoğrafı ve birkaç “çekimdaşını” burada paylaşmak istedim.

Yaklaşık 1 yıl önce, Didem’in İstanbul Karaköy’deki –artık iyiden iyiye ünlenmiş olan– lokantası Maya’nın o tarihlerde yenilenen web sitesi için çekimler yapmıştık. Başka bir dünya olan mutfak trafiğini ayrı bir seri yapmaya ve bu fotoğrafların siyah-beyaz olmasına karar verdik. Dar bir alanda, nispeten geniş plan fotoğraflar çekeceğimden, geniş açılı bir objektif kullanmam gerekiyordu. Ancak alan derinliğinin, yemek fotoğraflarının genelinde olduğu gibi çok az olmasını istiyordum. Bu nedenle Sigma 28mm f:1.8 en uygun seçim olacaktı, özellikle de yakına netleyerek kullandığımda.

Sonuç tam beklediğim gibiydi. Üstelik ortam ışığı ile çalıştığımdan f:1.8 değeri yüksek örtücü hızları sağlayarak elde çekim için de avantaj sağlıyordu. Bu objektifi tabii ki başka çekimlerde de kullandım. En açık diyafram değerinde, geniş açılı bir objektiften beklenmeyecek kadar az alan derinliği olması genel kullanımda ilk anda biraz yadırganıyor. Netlik noktasını çok dikkatli seçmek gerekiyor; aksi halde bakaçta farkedemediğiniz netsizlikler fotoğraf büyüdüğünde sorun olabiliyor. Aynı objektifle çektiğim iki fotoğrafı diğer blogumda daha önce paylaşmış ama konu elvermediği için teknik açıklamalara girmemiştim.

Yine Maya’nın mutfağına dönelim.

 

Seçtiğim 28mm örnekleri bu kadar. Ancak tabii ki tüm çekimi sadece bu objektifle yapmadım. Yakın portreler de önemliydi ve bunun için de ideal objektif zaten kullanmak için fırsat kolladığım 85mm f:1.4 idi. Birkaç örnek görelim:

  

Böylece teknik bir konuyu bahane ederek, eski günleri de anmış olduk.

Ve gelecek: Sıradaki konu, makro objektifler.

Sigma 120-400mm ile Bostancı’da

Birkaç gün önce, daha küçük olan oğlum Eflatun, kaykayı ile uzun mesafeli sürüşler yapmak için Bostancı sahiline gitmek istediğini söyledi. “Uzun mesafe” lafını duyunca çantama Sigma APO 120-400mm f:4.5-5.6 DG OS HSM objektifimi atıp şoförlüğünü kabul ettiğimi söyledim.

Pırıl pırıl bir öğle sonrasında, park yeri ve ağaç gölgesi bulmakta biraz güçlük çekmekle beraber az sonra her ikimiz de test sürüşlerimize başlamıştık. Denizin üzerinde müthiş bir ters ışık oluşmuştu. Her objektif için zorlayıcı bir manzaraydı. Denizin en fazla parladığı noktaya yöneldim. Objektifi 400mm’de kilitledim ve çekime başladım*.

Bilindiği gibi pırıltıların çok fazla olduğu bu tür fotoğraflarda özellikle aydınlık alanların kenarlarında renk saçılması sorunu belirginleşiyor. Her ne kadar bu sorunun sorumluluğunu objektif ve gövde (bu örnekte Nikon D800) paylaşıyor da olsa, ayrıntılara yakından bakmak gerekiyordu.

Her zamanki gibi RAW çektiğimden, JPG dosyaları oluştururken Photoshop’un objektifi tanımasını istedim. Profil yüklendiğinde, zaten minimal olan renk saçılması tümüyle ortadan kalkmış oldu.

Görelim (Fare okunu görüntülerin üzerinde gezdirin ve büyük görmek için tıklayın):

  

Keskinliği ve aynı düzeltmeyi bir başka karede görelim:

 

Görüldüğü gibi renk saçılması yok denecek kadar az ve keskinlik ters ışığa, sıcak havanın yol açtığı optik bozulmalara ve sınır zoom değerine karşın üst düzeyde.

O sırada, Eflatun’un dikkatimi çekerek bana numaralarını göstermeye çalıştığını farkettim. Onun ne kadar ustalıkla kaykay sürdüğünü görerek gururlanmak ve 120-400’ün otomatik netleme performansını test etmek için iyi bir fırsattı.

  

Diyafram değeri, objektifin işini pek de kolaylaştırmamak adına f:9’da idi. Ellerimde 900(n)+1750(s)=2650 gr ağırlık ile, kızgın güneş altında, karşımda hızla bir o yana bir bu yana kayan Eflatun’u takip etmeye çalışıyordum. Otomatik sürekli netlik modunda, objektifin optik sabitleyicisinin de yardımıyla, neredeyse hiç fire vermedim (Örtücü hızı 1/1000 sn, ISO°200).

Sonuç herkes için tatmin ediciydi ve biz insanlar artık yorulmuştuk.

Sigma 120-400’ün 400’ünü son olarak bir portre çekiminde görmek istedim.

Ve gördüm. Keskinlik, perspektif, ters ışığa karşın gölgede kalan tonlar fazlasıyla tatmin ediciydi.

Çevredeki mangallardan yükselen dumanların artması bizi, elimdeki kara ve irice objektifi sağa sola çevirmem de mangalcıları rahatsız etmeye başlamıştı. Üstelik fotoğrafları da bir an önce bilgisayar ekranında görmek istiyorduk. Bir dahaki sefere katlanır sandalyelerimiz, sandviçlerimiz, içeceklerimiz ve çantamda daha fazla malzeme ile gelmeye karar verip evin yolunu tuttuk.

*Tüm fotoğraflarda odak uzaklığı 400mm, diyafram f:9 değerindedir.

Hayatımdaki D800

Yaklaşık 1 haftadır hayatımda bir Nikon D800 var. Ona henüz isim koymadım ama şimdiden birbirimize ısındık.

Fotoğraf makineleri ve objektifler benim için hiçbir zaman fetiş olmamıştır ancak bu tutumum onlarla derin duygusal bağlar kurmama engel olmuyor. Kullandığım tüm makineler, örneğin otomobilim hatta çalgılarım ile aramda ancak benim farkedebildiğim bir iletişim var. Onlar bana küsebiliyorlar, beni şımartıyorlar, şakalaşıyorlar, cezalandırabiliyorlar. Tabii ki aynısını ben de onlara yapıyorum.

Şu günlerde D800 ile flört halindeyiz. Bu süreci diğer makinelerimi (özellikle de emektar D700’ümü) incitmeden, onları da hâlâ çok sevdiğimi, onlardan vazgeçmek gibi bir niyetim olmadığını hissettirerek geçirmeye özen gösteriyorum. Şöyle bir düşündüm de, meslek hayatımın başından bugüne dek ne çok Nikon kullanmışım. İlki müthiş bir F2 idi. Sonra FM, F301, F501, F601, FM2, F90x; buraya kadar analog, sonra Coolpix 995, Fujifilm S2 Pro (Nikon gövde), S3 Pro (keza), D200, D300, D700 ve şimdi D800. Nikon ürünlerinden hoşnut olduğum apaçık ortada. O kadar ki, birçok kez makineyi elime ilk aldığımda Nikon mühendislerinin özellikle benim için, ben kullanayım diye ürün geliştirdikleri duygusuna kapılmışımdır. Bu duyguyu en çok F90x ile yaşamıştım. Şimdi yine aynısı oluyor.

D800’ün şahane bir makine olduğunu bir kez de benden duymaya ihtiyacınız olduğunu sanmıyorum. 36.3 MP çözünürlüğü ve HD Video özelliği herkesçe malum. Görüntülerin piksel boyutu 7,360 x 4,912 ve bu, haliyle, çok büyük dosyalar oluşmasına yol açıyor. Genel olarak operasyonu yavaş bir makine olduğu söylenebilir. Bu, hem çekim sırasında hem de sonrasında, bilgisayar başında sizi hayli yavaşlatacak demek oluyor. Yüksek çözünürlüğün bedeli bu şekilde ödendiğine göre, D800’ü orta format alternatifi olarak düşünmekte yarar var. Kesinlikle gündelik bir makine değil. Özellikle haberciler için hiç uygun olmadığı apaçık ortada.

Bu kategoride rekor çözünürlük duyurulunca, objektif kalitesi de haliyle gündeme geldi. 24x36mm alana 36+ milyon ışık algılayıcı sığdırıldığında, bunların fiziki boyutu da çok küçülmüş oluyor. Kullandığınız objektif bu kadar küçük algılayıcıların ayırt edebileceği keskinlikte görüntü oluşturamıyorsa, yüksek çözünürlüğün pek bir anlamı yok.

Ben de ilk iş birkaç keskinlik testi yaptım. Makineyi teslim aldığım gün evime giderken bindiğim şehir hatları vapuru test ortamımı oluşturdu. Çok sıcak bir gündü; hava puslu ve kontrast düşüktü. Fotoğraflarda hissediliyor.

Şimdi birlikte sonuçlara bakalım:

Haydarpaşa limanından bir görüntü. Objektif: Sigma 70-200mm F2.8 EX DG Macro HSM II, 200mm’de, ISO° 200, 1/800 sn, f:8.

Şimdi yakından bakalım. Sol-alt, orta ve sağdan ayrıntı.

Ayrıntıları tıkladığınızda açılan sayfalarda, orijinalden alınmış 600×800 gerçek piksel görüyorsunuz. Fotoğrafın bütününü ise uzun kenarı 1200 px olacak şekilde küçültmek zorunda kaldım, blogun dosya boyutu sınırından dolayı. Orijinal fotoğrafı ancak ayrıntılarda görebiliyorsunuz yani.

Aynı mantıkla devam ediyoruz:

Objektif: Sigma 70-200mm F2.8 EX DG Macro HSM II, 200mm’de, ISO° 200, 1/1250 sn, f:8. Buradaki ayrıntılar daha da çarpıcı.

Aşağıda, aynı objektifle bir örnek daha. Sigma 70-200mm F2.8 EX DG Macro HSM II, 200mm’de, ISO° 200, 1/800 sn, f:8.

Ve ayrıntı:

Birkaç örnek de sabit odaklı (prime) objektif ile görelim. Hem gövde hem de optik performansı hakkında çok daha iyi fikir verecektir.

Objektif: Sigma 85mm F1.4 EX DG HSM, ISO° 200, 1/1000 sn, f:9; manzara ise Üsküdar sahili ve Çiçekçi Mahallesi. Yine soldan sağa doğru yakından bakıyoruz.

 

Aynı objektifle son bir örnek:

Sigma 85mm F1.4 EX DG HSM, ISO° 100, 1/800 sn, f:8. Ayrıntılar, sol yandan ve ortadan.

Sonuç?

Siz de gördünüz herhalde. Nikon D800’ün çözünürlüğü gerçekten olağanüstü. Ama bu avantajı elde edebilmek için düzgün optik gerekiyor. Takip edenler biliyorlar, bir süredir, fiyat/performans oranı çok yüksek olan, üstelik Türkiye’de çok düzgün temsil edilen Sigma objektifleri kullanıyorum. Yukarıdaki örneklerin bu konuda da içimin fazlasıyla rahat olabileceğini ortaya koyduğunu, ayrıca yurt dışındaki bazı sitelerde yer alan ve Nikon objektiflerin kullanıldığı D800 testlerinde çok yüksek çözünürlük nedeniyle üçüncü parti  objektif üreticilerine itibar edilmemesi gerektiği yönündeki telkinlere Sigma cephesinden bir yanıt teşkil ettiğini düşünüyorum.

Önümüzdeki zamanlarda başka örnekleri de paylaşacağım. Özellikle, sabitlenmiş bir objektif kullanarak D700 – D800 karşılaştırması yapmak istiyorum.